17/8/2009 · Kategori: siir

res/e/t

                                                     /şimdi ,bütün kelimelerimi üstüste yığıyorum
                                        oturup kendime bir haykırış yapıyorum/
 olgun bir bedenin âzâlarıyız artık.
 kanıt:ölç kemik, tart et...
 başa dönsekte ; şöyle bir çalımla
 dönsekte başa;sonumuz aynı
 yürürüz yürüdüğümüz yolu /pek bir mahiriz bunda/
 rötüşleyerek her bir ez kazayı
 yine aynı beni seçeriz,
 aynı cihette,aynı nirengide,aynı taslakta.
 kopuşla tazelense bile dimağın ritmi
 en seslisini de sevsek harflerin,en seslisini
 serbestçe çağırsak da hatıraları usumuza;
 nâfile ki ;nâfile
 unutmak olmasaydı,unutmak ah keşke
 /gerekçe :bir/
 çekinirim ,ifadesiz bir yüzün tekinsizliğinden
 çekinirim de belki iliklerim düğmemi refleksle...
 ve hizada ve marş! marş!..
 bir tren yolu geçer belki hıncahınç ,usturayla saçlarımdan
 ansızın adım anons edilir,teşhir olurum çırçıplak
 kanımda bitlenen delilik /belli mi olur/belki de beni malûm kılar
 ufkunda göründüğümüz o mıknatıslı anlara
 bir tarih yazabilmek için ahitleşmedik
 ahitleşmedik ,yok gündemimizde cenke giden kahraman imgeleri
 çaktırmadan,çemkirmeden,bir çırpıda,bir avazda,bir solukta,
 bir ağız dolusu,bir...bir...
 tekmil diyebileceğim bu.rahat!...
 /gerekçe:iki/
 konuşursam eğer biliyorum /bal gibi hemde/ yağlarım eriyecek,
 bir tutam uzvum,cebimde deliğim,gözümde çapağım
 uç verecek,kök salacak,kargışlanacak bütün hasıraltılarım
 bildik sözlere sığınsam: kem-küm...ıh-mıh...ama bozulacak ibre
 gülsem muhakkak sinsi olacağım,'ayna,ayna sen söyle?'
 uykuya kaçsam,kaybettirsem izimi,yüzüme tenhalıklar yakıştırsam
 olmadı kuş tutsam,yaransam,fonda bir avcı nefesi olsam
 yine olmadı /bir hamle yapsam/ usulcana yeşerse bende meleke de
 desem; kir tutmaz suyu,su tutmaz kiri
 desem bunu da
 sonra yine konuşsam,konuşsam,konuşsam
 hem kolayca açılacak ara
 kamaştırmayacak hem kanıksanacak gerçek
 ossaat düşecek /g/özümden bir daha dünya.
 vakti varken vereydim ya hakkını, devinen kanın
 toyluğuma verileydi ya gamsızlık payeleri varsın
 samiri'nin buzağısı ne de masummuş meğer
 şimdi,şimdi neyi doğursam karşıtını
 kimi öldürsem biraz da kendimi... 
 /gerekçe: üç/
 çık yalnızlığının mağaralarından.sesime gel!
 evcilleştirme karanlığını.sesime gel!
 çünkü;dibe vurdukça,vurdukça alışacağız nefes tutmaya
 kabuk kabuk çözülüp nâzenin fidanlardan
 helbet bir çelişkiden geçerken bükülecek bel
 bütüncek açılacak helbet onmazlıklara göz
 kusurlar örtüldükçe utanç da azalacak
 /durma,sahih bir aşkla çimdir kalbini/ vaktidir
 vaktidir eşdeş bir nabızla kesişmenin
 ıskalanmış her fırsatın çetelesine desekte;eyvah,eyvah!
 istediğimiz,istediğimiz,istediğimiz değil
 hakettiğimizdir bizi bulacak.


---------banu özbek------------

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

11/8/2009 · Kategori: siir

agorafobi

                  
                  -bir çocuk ki;
                   unutulmuş okyanus karşısında.
                   sayrılıklar içinde kendini tanımaktan
                   gözlerini mi? hayır,görmedim!
                   eğer görseydim, asla yazılamazdı bu şiir-



delice bir meşakkattir; bakmak
dönüp bir kez daha bakmak
inerken son perdesi gözün
uzanıp uzağın/d/a kendinin
yarına değil,geçmişe...
bulur bizi orada
çocukluğun ve düşlerin uygarlığı
hesapsız eylemlerin affedilme duygusu
hem öncesizlik biraz,hem hayıflanma
biraz da burukturucu gerçekliğin ellerine dokunma...

kararmış gözün telmihinden sakın!
o bahaneler ki; onlar;intikam meleğidir çünkü
ve şarttır
kınından çıkan kılıç geriye konmaz!
konmadığı gibi gidenin yerine başkası
billûr dudaklarıyla beden kafesine
dokunsa,dokunsa,dokunsa da aşk
zırhları yarasından çoktur bu ruhların
artık yoksanacak can da yok.

zamanı giyerek hudutsuzlaşan kadın:annem!
olamadım işte böylesi iç dilli
ayıpsız can ki;o hiç değilim
mahrem izler taşırken mahfazamda
bir gül/l/e  k/andırılmaya gelemedim
anlayamıyorsum biliyorum ama
koparılmış vesayet;
yanlızlaştırıyor sanki biraz kadını
ötekileştirirken adamı...

şimdi
bir kaçağın ürperişi olur bana aşk
günahtan artakalan pişmanlık
soyut dargınlıklarıma bocalanan kuşku
gizini yitirmiş yusuf kokusu
döngüsü tamamlanmış kadavra hissizliği
rastlantısal bir işlevsellik, başını unuttuğum
ve-sahi-ve-
ne hatırlatıyor bana
parmağımdaki bu kırmızı ip?

intihardan dönen çehrenin sakınımsızlığıyla
y/aralıyorum kalbimin üveyiklerini
nedir,kimdir bu?
ben sildikçe yeniden yeniden çiziktiren yüzümü
ertelenmiş çabalarımı defterlerden t/aşıran
hani nerdedir tuluat aynası
kendini bir döllese
sebil mi sebil bir kesafette
uzuvlarından koparılmış acı gibi
sesime iniliyor bu mahalsiz karanlık
ne göğünden umudum kalmış,
ne arzından dünyanın
anladım ki meğer yuyamazmış;
kanla geleni su...

      
              -
ey ağlayışlarımı çalan mezar sakinleri
                   dilime sürecek toprak neden bırakmadınız?-

 banu özbek




Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

3/8/2009 · Kategori: siir

geceyanığı

 yadırgı sözler topladım dilsiz harflerden
sözler ki çokca pürâhenk,çokca da katran
kök salarak naftalinli hatıraların terkisinde
insanı yapan,insanı yâni;
zihnini bâdirelerde temize geçiren
bir harlayışla kamaştıran yıldızları
umacıları kovan bahar ayinlerinde
sonra yana yana durulup
geven tadında ansıyışlarla
dünlere düşen her sîmada kundaklanır duyargalar
bilinir, deşilen her anının üryan bıraktığı duyguları
gözü bağlı,tımarlı tırnaklı,ıskartaya çıkmış çiziklerde
şakaklara çiselenen yanılgılar ki
kutsal sanıp içmek intihar saatlerinde akıtılan kanı
denilir ki değişmekten değil, değişince karşılaşacağı kendinden korkar insan
bu yüzden bunca yanılgı,bunca çözülüş,bunca tekrar
ve bu yüzden hep zordur ya
eğe kemiğini kırmadan
kendine yazdığın geçmişin ağıtlarını silmek andacından
 
alıştığım esvablarım gibisin yaralarım -öylesine dünyalı-
bir serçenin susuzluğunu kandıran avuçlarımdan seyrelttiğim
güneşlerle yanarım
yanarım çünkü yanış:
çırpınış uhdemde,itiraf tadında,bozararak âheste
kimi dineltir,kimi nasırlaştırır,kimi tutamaksız el kılar ateşe
bu farkları bilmek kavî yapacak beni bilirim
ey yılan salyası,güve karartısı
kendi acılarına şükretmek değilmidir ki
bencilleştiren insanı
oysa bilirim ki aslında
ardında soğuk bıçağı kalan
er ölüsü çıkmış evlerin
duvarlarına yapışan boşluğun
yankısındadır asıl yanış.
 
çokca cızırtılı bir ses vurur pürüzlerime
her yerde sirenler eşliğinde
alkışlı bayraklar eser yüzümde-dağdağalı-
aidiyetsizliğim sırıtır selamların yivlerinde
akaçlanmış toprak gibi çökelir içime
saatleri durmuş zamanların uğultuları
hayattan erken emekli memure kızların evhamları
geleceğini çarçabuk tüketmiş çocukların meraksızlığı.
 
durduğum her yerde gördüğüm hep aynı-niye?-
niye ölüme acemi dudakta kalır yağız bir haykırış?
niyedir kelimelerin yakmadığı kâğıtlarda hep lanetin vüs'atı?
 
ne zaman incelse hafızamın zarı
orada kahkahası deşilmiş leşler ürer
ne zaman uzayıp giden secdelerde unutsam zamanı
işte bu, itelenen bir öğünüştür derim,birazdan teslim alacak savunmasızlığımı
oysa ki dusduru gayretkeşliklerle örterdim üstünü kendimin
örterdim ve sınanırdım - içten içe-
sağılmış tüyler geçerdi boğazımdan - ipince-
evcil bulantılar anımsatırdı bana ayrıntıları
zoraki zarifliklerle şişerdi avurtlarım
derbeder telâşlardan akardı gözümün ışığı
sorgulardım sorgulanırdım ve anlardım ki
vardı her sınanmayan sevgide bir parça beyhudelik
çünkü
o bazı kadınlardı ki
kendilerini kokularıyla hatırlatan
mevsimlerden bildiler hep
yamaçlarından akıp gidiveren hayatı
öyle ki değmemişken tenlerine rüzgâr
göğsünde şımartmamışken papatyaları
fırtınalarda unutulmuş seslerinin âhengi
say ki gökçe bir âvazedir silüetleri
say ki hayretten sıyrılmıştır gözleri
yanaklarındadır hala ilk doğum saflığı
günah emzirmediler hiç
bütün uzuvların rehine bırakıldığı insanüstü bir sükût
buydu besbelli mağrurluğun anıtı
saçını süpürge ederekten
ve bazen koca bir ömrü
tek bir sözü haklı çıkar/t/mak için
sabırla tüketen...
 
ve
gecelerime ermiş düşler getiren masal perileri
doğrudur bütün kelimelerimi sizden çaldığım
isyanımdır ıslak griler
çocuklara adanmışlığımda ise
serin loğusa maviler
doğrudur oğuşturduğum omurgamı
yırtık ama güleç usumla
doğrudur kötüden önce iyiyi tercih edişim
ki iyiden kötü ne olabilir?
besmelesiz bölünen somundadır ilk bozulma
bunu ben bildim
hırçınlığım bundan
bundan omuzlarıma artık martıların konmaması
öyleyse düşürün son cemreyi de
bir parça kızıllıkla örse
hırsla göçüğünüzü indirin kalbime
onarın sapanımı
kendi kalbini kendi elleriyle vuran
elbette kazanmıştır iç savaşını

banu özbek

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

3/8/2009 · Kategori: siir

Karartma

yönsüzleşirken yöneldiğim yönler
adayışla çarpan yüreğim
ki; kükreyen bir cıyırtı
taşardı, taşardı, taşardı terlerimden
ve yüzleşirdim sığlıklarımla

kaybolan izleriydim gece seyirlerinin
bir kent düşerken parmaklarımdan
kemirgen dövünüşlerle sallanırken arz
mürekkebimin koşumsuz kelimeleri
celladıydı meydanların

kırmızılığında geçtiğim gölgeler
ki; gölgeler
en erkek haliyle
hâyalî kahramanlarıydı çocukluğumun

sonra
mumlar, tütsüler, afyon bastırılmış sürçmeler
telâşla o her gizli sancıyı uyandırışlar
elle yoklayışlar uzuvlarımı
gençliğimin sınanmış kalesidir:öfke!
dudağımda biten dikenlerle
ihfalarımı ele veren aykırılıklar

suçlusuydu biliyorum
suçlusuydu ayaklarım
güne çarpık başlayışlarımın
ki; çiğnediğim yasakların o mayhoş kokusundaydı: isyan! isyan!
kanırta kanırta sevdiğim
bile isteye giydiğim deli gömleğim
başımla bildiğimdi

ve şehrin ölüme galebe çalan vurdumduymazlığında
yağmalanmış çukurlukları ağzının
sarkıtan sarkaçlarını
döşümün en ağrılı meylalarına
itlenen her yanım dil yarası, cop sancısı, zift kokusu

sonrası
yengeç ısırığı
tenimde titreşen pembelikler
tuzuna bulandığım kesif gülüşler
insana benzer bir karartı beş öğün domura duran
gözlerime pusu hain bir sabah
devrik saltanatları sözlerim gökkuşağının
bir bilinmezlikmiş oysa sonu tarihin
başı ise muamma

bindiğim doru atlar
götüremediler mâveraya
çünkü
yetmedi yumrularım
yetmedi isyanlarım
beni ben yapmaya
oysa
sırlarım olmasın istemiştim
bu yüzden ben hep şiirler çiziktirmiştim

ki;annem anneydi
ağlardı ağlardı ve ben ağlayan kadınlara şüpheyle bakardım
niye bakardım
niye ki içim kapanır, içim yanardı
dilimden sızardı tuzlu sular?
ve hâlbuki hep
kapandığımdı dizleri merhametin
nedendi ki bendeki bu nasır bağlamışlık?
oysa sekerek geçerdim bulvarlardan
keskin ıslıklarla uyandırırdım baharı
utanca boğulan her erkeğin yüzünde
kadınlık bilgimin sınanması nedendi?

savsaklanmış bir çocuğun düşen yüzü gibiydi kıyılarım
utançlı ama yine de meraklı
bu meraklardı belki de beni şefkat tokadına alıştıran
ki; hainin suretiydi gece
gece; irkilten ve uyandıran
tutan ve bırakan
ıslak rüyalarımdan

ki; daha anacıl bir çocuktum
ihtilâl şarkılarının eline doğmuştum
şimdi ise tumturaklı laflarım oldu
daha anca mâruzatlarım oldu
saçlarım ağardı da öğrendim
yürek yakmadığını kelimelerin
alınlarında ölü kimlikleri taşıyan adamlara
sorularım oldu

usandım
her saatin beynime vura-vura yaşam salgılamasından
bıktım artık
hissettirilmeden duyulan gururlardan
irkildim
sularımı bulandıran rap-raplardan
her çağa sil baştan doğurduğum çocukların günahlarıyla başlamaktan
ki günah; etime pus düşüren yılanların kararmış gülüşüyken
ve benim boyumu aşan meramlarım
tüy bitirirken kavgalarıma
öyleyse yüreğim
tutuştur dehlizlerini kâdim korkuların
çünkü
bize yaşamak, bize yaşamak, bize ya-şa-mak
korkudan da öte
hep kanıksanmış bir deneyim

-banu özbek-

otuzuncu harf edebiyat ve düşünce dergisi
sayı:üç/mayıs-haziran ikibinaltı

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

3/8/2009 · Kategori: siir

Sivil Derin Darbe

yıllarca sularda eşkâlimi aradım
gözlerimin duldalarına kıvılcımlar bırakan
loş uykuların buruşturan ıssızlığında
ne varlığına sevinen ne yokluğuna yerinen
bütün iyimserliğiyle bütün
tenhalıklarını sürgün eden ben
artık ayırt edemem ayak izlerimi ateşten

gariptir
hissizleşmek isteyenin çabalarını anlıyor olmam
pervasız harabeliklere giyotin fırtınaları içiren dudaklarımın
tahammülsüzlüğü bu eğreti gövdeye
ve zordur gözü pörtletircesine bakmak
tecimsel kabalıkla kaba etlere

ey alışılmadık yanılsamalarla seyre daldığım gök
ey boğularak ıslandığım okyanusların ağartamadığı yazgım
ey pasları seyreldikçe tarazlanan urlarım
ki; az gelişmiş ülkeler gibi
hatırlamak hatırlanmak için istatistikler üreten
oysa
hep bir sayı olamayacak kadar güzel bulurdum kendimi
kalbimin hışırtısından ürperirdi ılgarlar
değil mi ki kuşların uçmayı benden öğrendiği
erinçli türkülerle
telâşlı ceylanların ardından mahşerî ufuklara zafer nâraları attığım
dalgalar kırdığım ense kökümde
değil mi ki şavkıdığım tüm tanımların içine
ama şimdi ceketinden iliklenen bir adam kadar tereddütlüyüm
tereddütlüyüm ve bu bana tiksinti veriyor.

ben bu yüreğe durmadan,bilmeden, hep
rüzgâr mı ekmiştim ki şimdi fırtına biçiyorum
oysa toprağın dahi mayasını kıvrandıracak
berrak dinginlikler ekmek isterdim
o zaman bunca körlüğe rağmen gözlerimden asılmak harcım olurdu belki
kimbilir belki de o kadın itmezdi elinin tersiyle
hergün kendisi için yazılacak şiirleri
ergen telâşlarının ardındaki o kız
yabancısı olmazdı hayallerinin

ne ki ;
câni bir dayanışmaymış yaşamak, bildim
şimdi 'an'ın kırıldığı yerdeyim
saydığım tanrıların merhameti yok
ondan bu kadar eminim
doğduğumda gördüğüm yüzleri öldüğümde de göreceğimden
ondan yüzüme çarpmak için avuçlarımda taşıyorum mezarımın toprağını
ey mumyalanmış bedenlere yabanîl ölümler sürten
vahye ağyar aldanmışlığın zekâsı
ey tütsülenmiş dokunulmazlıkların sanrısı
ey o hep uzak geçmişleri hatırlatan şey, bir şey devletin bekâsı
yazık ki neye mâlikti insan
ardında upuzun karanlık gölgeleriyle
rahat uykular kotarabilmek için düşlerini rölantiye alan
ve arınarak iyiyi çağrıştıran ritüellerle
meğerse birer izdüşümmüş insan
ki;
orda o çapul tayınlar
bebelere yaşam bulamacı
döl fabrikasından bir tüp kan
soy-sop talan
fakat hâlâ üretken hazinesi,yumuşak karnıydı kadının
bıçağın en güzel parladığı
kabzasında bırakılmış el kimin eli?
bir vakit ki oldukça uzun bir vakit
erine yastık oğluna sırça köşk
lâkin unutuldu hatırlanacak olan
unutuldu hatırlanacak olan
kaçarak iç seslerin telmihinden.

yazgı mıydı yazgı mıydı ki ağartmadı
pimi çekilmiş bir hayata bıraktığımdan beri kalbimin sükûnetini
sırtımdan emerek bahara tırmanan çocuklar
o bozarmış göklerdeki kuş sesler gibi
birer yutkunma gırtlağımda
gırtlağımda tonlarca itimatsızlık emeksiz aşklara
artık tafralanarak gezemem şehirde bu uygunsuz duruşla
bu seyyar bakışla çatlatamam damarı
damar ki alnımda zonklayan mahmurluğun safranı
çünkü hep bir sancıdır şuramda
şuramda tâkatimde
murakabe edilmemiş sözlerimin uyandırdığı uçurum kenarları
dipte çökeltisi kalmış zifir bilinçle eğleşmenin kirliliği
ey tutkuyla sarıldıklarıma son kez bakmak için istediğim
zaman değil cesaret
ey süngüsü düşmüş kirpiklerine canâzar feryadlarla iliştiğim
sığınaklarımın ayartıcısı
ey balçıkları ağartan kan
ağdırma ayılt beni
ayılt beni ki adım yokmuş gibi gideyim kendime
çünkü ayaklarım hala üzengide
gerçeğe kapılmayı belleten
kül rengi,güneş geçirmez kitapların bekâretinden soyunduğum
çıkarsamaların soğukluğu
ateşli nutuklara mizansen olurken
titreyerek bakayım intihar sahnelerine
titreyerek ,yüzlerin satırlarında uzayıp giden hüzün provalarına
aksın mazgallardan aksın
saçlarımın ıtırlarında buharlaşıp
kanıtlanamayan gençliğimin bahaneleri
aksın da şahlandırsın özgürlüğümü göğsümün dilobaları
ve ben cüretkârca
içim bulanmadan
bakabileyim artık
suretleşmiş kaygıma.

-banu özbek-

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki ::