geceyanığı
yadırgı sözler topladım dilsiz harflerden
sözler ki çokca pürâhenk,çokca da katran
kök salarak naftalinli hatıraların terkisinde
insanı yapan,insanı yâni;
zihnini bâdirelerde temize geçiren
bir harlayışla kamaştıran yıldızları
umacıları kovan bahar ayinlerinde
sonra yana yana durulup
geven tadında ansıyışlarla
dünlere düşen her sîmada kundaklanır duyargalar
bilinir, deşilen her anının üryan bıraktığı duyguları
gözü bağlı,tımarlı tırnaklı,ıskartaya çıkmış çiziklerde
şakaklara çiselenen yanılgılar ki
kutsal sanıp içmek intihar saatlerinde akıtılan kanı
denilir ki değişmekten değil, değişince karşılaşacağı kendinden korkar insan
bu yüzden bunca yanılgı,bunca çözülüş,bunca tekrar
ve bu yüzden hep zordur ya
eğe kemiğini kırmadan
kendine yazdığın geçmişin ağıtlarını silmek andacından
alıştığım esvablarım gibisin yaralarım -öylesine dünyalı-
bir serçenin susuzluğunu kandıran avuçlarımdan seyrelttiğim
güneşlerle yanarım
yanarım çünkü yanış:
çırpınış uhdemde,itiraf tadında,bozararak âheste
kimi dineltir,kimi nasırlaştırır,kimi tutamaksız el kılar ateşe
bu farkları bilmek kavî yapacak beni bilirim
ey yılan salyası,güve karartısı
kendi acılarına şükretmek değilmidir ki
bencilleştiren insanı
oysa bilirim ki aslında
ardında soğuk bıçağı kalan
er ölüsü çıkmış evlerin
duvarlarına yapışan boşluğun
yankısındadır asıl yanış.
çokca cızırtılı bir ses vurur pürüzlerime
her yerde sirenler eşliğinde
alkışlı bayraklar eser yüzümde-dağdağalı-
aidiyetsizliğim sırıtır selamların yivlerinde
akaçlanmış toprak gibi çökelir içime
saatleri durmuş zamanların uğultuları
hayattan erken emekli memure kızların evhamları
geleceğini çarçabuk tüketmiş çocukların meraksızlığı.
durduğum her yerde gördüğüm hep aynı-niye?-
niye ölüme acemi dudakta kalır yağız bir haykırış?
niyedir kelimelerin yakmadığı kâğıtlarda hep lanetin vüs'atı?
ne zaman incelse hafızamın zarı
orada kahkahası deşilmiş leşler ürer
ne zaman uzayıp giden secdelerde unutsam zamanı
işte bu, itelenen bir öğünüştür derim,birazdan teslim alacak savunmasızlığımı
oysa ki dusduru gayretkeşliklerle örterdim üstünü kendimin
örterdim ve sınanırdım - içten içe-
sağılmış tüyler geçerdi boğazımdan - ipince-
evcil bulantılar anımsatırdı bana ayrıntıları
zoraki zarifliklerle şişerdi avurtlarım
derbeder telâşlardan akardı gözümün ışığı
sorgulardım sorgulanırdım ve anlardım ki
vardı her sınanmayan sevgide bir parça beyhudelik
çünkü
o bazı kadınlardı ki
kendilerini kokularıyla hatırlatan
mevsimlerden bildiler hep
yamaçlarından akıp gidiveren hayatı
öyle ki değmemişken tenlerine rüzgâr
göğsünde şımartmamışken papatyaları
fırtınalarda unutulmuş seslerinin âhengi
say ki gökçe bir âvazedir silüetleri
say ki hayretten sıyrılmıştır gözleri
yanaklarındadır hala ilk doğum saflığı
günah emzirmediler hiç
bütün uzuvların rehine bırakıldığı insanüstü bir sükût
buydu besbelli mağrurluğun anıtı
saçını süpürge ederekten
ve bazen koca bir ömrü
tek bir sözü haklı çıkar/t/mak için
sabırla tüketen...
ve
gecelerime ermiş düşler getiren masal perileri
doğrudur bütün kelimelerimi sizden çaldığım
isyanımdır ıslak griler
çocuklara adanmışlığımda ise
serin loğusa maviler
doğrudur oğuşturduğum omurgamı
yırtık ama güleç usumla
doğrudur kötüden önce iyiyi tercih edişim
ki iyiden kötü ne olabilir?
besmelesiz bölünen somundadır ilk bozulma
bunu ben bildim
hırçınlığım bundan
bundan omuzlarıma artık martıların konmaması
öyleyse düşürün son cemreyi de
bir parça kızıllıkla örse
hırsla göçüğünüzü indirin kalbime
onarın sapanımı
kendi kalbini kendi elleriyle vuran
elbette kazanmıştır iç savaşını
banu özbek
Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazılmıştır